Pazar , Temmuz 15 2018
Anasayfa / Fikir Yazıları / Deniz Katıel Yazdı: Geleneksel Medya Versus Dijital Medya

Deniz Katıel Yazdı: Geleneksel Medya Versus Dijital Medya

Ciner Yayın Holding, ani bir kararla Gazete Habertürk’ü kapatarak yazılı basından çıkma kararı aldı. Habertürk’ün dijital ortama geçeceğini duyurmasıyla birlikte ‘yazılı basının yerini dijital medya mı alıyor?’ sorusu tekrar gündeme gelmiştir. 2013’te düşüş yaşamaya başlayan basılı yayınlar 2016’da daha da azalmaya başlamıştır. Peki bu ileride tamamen yazılı basının ortadan kalkacağının bir göstergesi midir? Sanmıyorum. Geleneksel medya devam edecektir. Günümüzde tüketiciler en az baskı kadar dijital ortama maruz kalmaktadır. Akıllı telefonların ve tabletlerin artan yaygınlığı ve bunları birbirine bağlayan kablosuz ağlar, giderek daha fazla kişinin medyayı dijital bir cihazda görüntüleyeceği anlamına gelmektedir. Dijital medya çeşitli yollarla interaktif olabilir. Kullanıcılar genellikle dijital bir belge arayabilir veya belgenin içinde arama yapabilirler. Bu, yazılı basının ölmekte olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü geleneksel medya tüketicilere daha fiziksel, somut bir ortam sunar. Neil Postman, telgraf ve gazete çağını yorum çağı olarak tanımlamıştır. Postman’a göre telgraf rasyonaliten uzak, bol enformasyon akışının olduğu bir medium’dur. 1840’lara kadar enformasyon akışı, ancak insanların beraberlerinde götürebileceği hızlılıktayken şimdi enformasyon dünyanın diğer ucuna sadece tek tıkla ulaşabilecek hızdadır. Postman eğer hala yaşasaydı ve bugünleri görseydi eminim telgrafı ve gazeteyi bol enformasyon akışı barındırdığı için eleştirdiğinden pişman olurdu. Dijitalleşmeye baktığımızda Postman’ın görüşlerini bugüne uyarlayabiliriz. Her şey herkesin ilgisi haline gelmiş durumda. Haber dili artık başlık dili olmuş ve sansasyonal, gayri şahsi başlıklar ile enformasyon yağmuruna tutuluyoruz. Dijital medya ile haberler, ya heyecanla dikkat çekilen ya da süratle unutulacak sloganlar biçimine bürünmüş bir vaziyette. Hatta “bak-geç” gazeteciliği, hiper hız ve hiper anındalık, hiper kişileştirilmiş haber bu yeni dijital ortamda filizlenmeye başladı bile.
Dijital iletişim teknolojileriyle birlikte basında da yeni bir döneme girildiğini kabul etmeliyiz. Her yeni teknolojik gelişme içerisine dahil olduğu toplumsal çevreyi de değiştirir ve dönüştürür. Dijital iletişim teknolojileri sadece hayatımıza girmedi, yaşamımızın bütün hatlarına nüfuz etmeye başlamıştır. 18. yy’da gerçekleşen ilk teknolojik devrim, insanları kır geleneksel yaşamından alıp kente taşımıştı. Yani insanları kentlerin kamusal alanına çekerek kitle oluşumuna etki etmiştir. İkinci teknolojik devrim olan dijital teknolojilerde ise kitleler çözülüp, bireysel ortamlarına çekilmişlerdir. Artık çalışmak, okumak, yazmak, dinlemek tek bir araçtan olabilmektedir. İnsanlar istedikleri her an istedikleri yerlerde bulunabilmektedir. Foucault’cu bir bakış açısıyla dijital medyaya baktığımızda öncelikle Foucault’nun iki kavramına değinmemiz gerekir. Direkt olarak medyadan bahsetmese de yazdığı ve tanımladığı kavramlar olan mekan-zaman ile medya ilişkilerini yorumlayabiliriz. İlk kavram heteretopya’dır. Diğeri ise ütopya’dır. Ütopya ile heterotopya iki farklı kavramdır. Ütopyalar toplumun karşısında konumlanmış gerçek olmayan yerlerdir. Heterotopyalar ise vardır, gerçek yerlerdir. Foucault, 1967 yılında yazdığı “Başka Mekânlara Dair” isimli metninde başka mekanları heterotopya olarak ifadelendirir. Heterotopyayı olması gereken yerde olmayan diye kısaca tanımlayabiliriz. Anlaşılması için örnek verecek olursak göçmenler bir çeşit heterotopik varlıklardır. Çünkü göçmenler kendi ülkeleri dışında başka bir mekanda var olmaları nedeniyle heterotopik bir kimliktedirler. Yeni medya, bir mekan algısı üretmektedir ve bize verdiği iletişim ağı sebebiyle de bir mekan olarak değerlendirilmektedir. Foucault ve yeni medya olgusunu heterotopya kavramı üzerinden ele alacak olursak ‘yeni medya’ için hem heterotopik hem de ütopik bir alandır, demek yanlış olmaz. Yeni medyanın heterotopik bir özellik olmasındaki temel noktalardan biri de kimliktir. Bedensizlik ve anonimlik kişilere kendilerini istedikleri alanda sunabilecekleri bir mekan yaratır. Bireyler toplum tarafından sapma olarak değerlendirilecek davranışları bu mekanda deneyimlerler. Bedensiz olarak bu platformlarda var olurlar. Anonimlik, insanların sahte kimliklerle bu mekanların içinde yer almasıdır. Bir bakıma siyasal, kültürel, cinsel, dini ya da ahlaki vb. gibi ‘sapmaların’, sapma fikir ve duyguların daha rahat gerçekleştirilmesidir. (Burada ‘sapma’ derken toplumun ve iktidarın benimsemediği davranışları kast etmekteyim.) Kimlikler gerçek olsa da olmasa da bireyler kendilerini başka bir mekan üzerinden var eder, bu da heterotopik kavramının yeni medya ile bağlandırmaktadır.
Geleneksel medya ortamında tek merkezden üretilerek kitlelere aktarılan medya aracılı kültürün yanına şimdi herkesin her an kendi ağlarından haber yapabileceği hatta dijital medya ortamında kendi kanalını açıp istediği yayını yapabileceği bir aktarım biçiminin eklendiğini görüyoruz. Dijital medya teknolojilerinin toplumda yaygınlaşması insanlar arası ilişkileri de biçimlendirmektedir. Yeni bir ilişki yapısı hatta örgütlenme yapısı gelişmeye başlamıştır. İçerisine girilen sürecin insanlığı nereye götüreceğini, geleceğin gazetecilik mesleğinin ne olacağını şimdiden kestirmek zor. Hangisi daha iyi – dijital mi yoksa baskı mı? Bu karmaşık ve nüanslı bir sorudur ama gerçekten tek bir iyi cevap olduğunu düşünüyorum. Her ikisi de. Sonuçta, nihai hedef sadece dijital veya yazılı basının daha iyi olup olmadığını tartışmak değildir. Nihai hedef kaliteli içerik sunabilmek, rutinin dışına çıkabilmek, ‘gazetecilik’ yapmaktır.

İlginizi Çekebilir

Diyarbakır’da İki Kardeş Evleri Önünde Öldürüldü

Diyarbakır’ın Bağlar ilçesine bağlı Yukarı Akdibek köyünde Mehmet ve Tahsin Karahanlı kardeşler, evlerinin önünde otururken, uğradıkları silahlı saldırı sonucu yaşamlarını kaybetti. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Tema indir