Cuma , Temmuz 13 2018
Anasayfa / Genel / Piroğlu: Sosyalist, Kürt, Alevi ve Engelli Olarak Neredeyse Tüm Ötekileştirilmiş Kimliklere Sahibim
ANF Images

Piroğlu: Sosyalist, Kürt, Alevi ve Engelli Olarak Neredeyse Tüm Ötekileştirilmiş Kimliklere Sahibim

Piroğlu, üniversite öğrencisiyken çalıştığı inşaattan düşerek sakatlandı. Uzun tedavilerin ardından üniversiteyi bitiren Piroğlu, 15 yıl boyunca tarih öğretmenliği yaptı. Bir yandan da lisede girdiği sosyalist hareketin içinde kalmayı sürdürdü, çeşitli partilerde yöneticilik yaptı. Son olarak HDP’de Parti Meclisi’ne girdi ve iki yıldır da HDP’nin Engelli Hakları sözcüsü.
Şu anda 50 yaşında olan Piroğlu, “Sosyalist, Kürt, Alevi ve engelli olarak neredeyse tüm ötekileştirilmiş kimliklere sahibim” diyor.
Sizi daha yakından tanımak istiyoruz.
Kırşehir’de köyde doğup büyüdüm. Aslen Erzincanlıyız. Kürdüm, Aleviyim, sosyalistim, engelliyim. Bütün ötekileştirilen kimliklere sahibim. Babam işçiydi. Solcu bir ailede doğdum. Babam CHP’li, biz devrimciydik. Ben Marx’ın adını lise sonda tarih öğretmeninden öğrendim ama sorsan keskin devrimciydim. Lisede simit satmaya başladım, sonra ayakkabı boyacılığı. Lise bitince ailemin yaşamını sürdürebilmesi için inşaatta çalışmaya başladım. 9 Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi tarih öğretmenliğini kazandım. Birinci sınıfı bitirdiğim sene inşaatın 4. katındaki tahta iskele kırıldı, düştüm. Sakat kaldım.
Dava açtınız mı?
Taşeron firma mahalleden köylümüzdü. Neye dava açacaksın. Türkiye engelli üreten bir ülke. Akraba evlilikleri, doğumlarda kontrol eksiklikleri ve iş kazaları sonucu binlerce insan sakat kalıyor. İş cinayetlerini Soma gibi toplu katliamlar olduğunda konuşuyoruz. Oysa Soma’dan sonra toplasan kaç tane daha Soma’daki kadar işçi öldü. Bunun yanında bir o kadarı da ya meslek hastalığı yaşıyor ya da sakatlığa yol açan yeti kaybı yaşıyor. Bunların istatistiği bile tutulmuyor. Türkiye’de işçi öldürmek çok ucuz, işçiyi sakat bırakmak ondan da ucuz.
Sakat kaldıktan sonra alışma süreci nasıl oldu?
Engellilikle ilgili en büyük sorunlardan biri sakat kalan insanlara günlük yaşamını nasıl idame edeceğine dair bir eğitim verilmemesi. Hayatımı sürdürmek için her şeyi el yordamıyla öğrendim. Altı ay hastanede yattım, sadece sandalyede nasıl oturulacağını gösterip salıyorlar sizi. Benim en büyük avantajım ailemin desteği ve kazadan önce siyasal mücadele içinde olduğum için oradaki sosyal ağımdı. Zaten engelliysen ya çok paran olacak ya da sosyal bir ağ. Yoksa engelleri aşamazsınız çünkü engeller fiziksel değil toplumsal. Üniversitede sınıfım ikinci kattaydı, hep arkadaşlarım beni kucakta taşıdı. Hayatımın büyük bölümünde kucakta taşındım zaten. Sakat kalınca iki yıl boyunca devlet iyileşme ihtimaline karşılık tekerlekli sandalye vermedi. Halbuki raporumda iyileşemeyeceğim yazıyordu. Zaten sandalye verse ne olacak. Şu anda beş yılda bir 600 lira veriyor. Bu verilen parayla alınacak sandalye ile ancak tabut taşınır. Benim şu andaki sandalyem 5 bin lira.
Bu sebeple tekerlekli sandalye hediye etme Türkiye’de bir reklam aracı olarak görülüyor değil mi?
Evet. Sandalye hediye etmek bir reklam aracı. Üstelik vergiden de düşüyor. Devletin parasıyla bize yardım ediyorlar güya. Devletin engellilere bakışı “yardıma muhtaç” ve “yardımla ayakta kalması gereken kişi”.
Engelli bir öğretmen olmak nasıl bir deneyimdi?
Mezun oldum, öğretmen olmak için başvuru yaptım, sağlık raporu istiyorlardı. Hastaneye gittim. Başhekim yardımcısı ortopedist ve nöroloğun görüşüne rağmen bana rapor vermedi. Odasına gittim. Dedi ki “nasıl öğretmenlik yapacaksın”. “Sen nereden biliyorsun” dedim. Pedagoji bilmez ama bana bakıp “öğretmen olamazsın” diyor. Sonra Milli Eğitim kendi sağlık heyetini kurdu ve stajyer öğretmen olarak işe başladım. Yıl 1995. Okulun müdürü baktı bana, “Seni başka okula yollayalım” dedi. Çünkü yük görüyor. Dedim “Yok burası iyi”, çünkü sınıflar zemin katta. Sonra emniyetten geldiler, tabii benim öğrencilikten kabarık bir siyasi dosyam var. Müdür gene geldi, dedi “seni başka yere yollayalım”. Ben dedim gene “yok, kalayım”. Müdür bana 4. katta görev verdi. “Çıkamam” dedim. Dedi “Senin 5. kata çıktığını biliyorum”. Politik mücadeleme gönderme yapıyor. 1 ay direndim sonra mecbur kaldı. Ondan sonra da öğretmenlik boyunca hiç sıkıntı yaşamadım. Daha sonra asansörlü okullar da yapıldı. Çocuklar çok pozitifti zaten. Asansörlü okula engelli öğrenciler de gelmeye başladı. Çocuklarla çok iyi bir diyaloğum vardı. Desteğe ihtiyacım olunca hep yanımdaydılar. İşte o zaman anlıyorsunuz ki engelliliğe olumsuz bakış sonradan oluşturulan bir şey. 15 yılın sonunda da emekli oldum.
Şimdi İstanbul’da yalnız mı yaşıyorsunuz?
Evet. Hiç evlenmedim. Bir engelliye aşık olan ailesine bunu kabul ettiremez. Benim de başıma geldi. Kadıköy’de birinci katta bir dairede yaşıyorum. Yine arkadaşlar beni her gün taşımak zorunda kalıyor. Çünkü asansörlü bir ev tutmam ekonomik olarak imkansızdı.
Engelli mücadelesinden gelmiyorsunuz. Neden?
Doğuştan engelli değilim, orada büyüyüp gelişmedim. Kaza geçirdim ve sakat kaldım. Tekerlekli sandalye kullanmaya başladığımda zaten politik bir özneydim ve oradan hiç çıkmadım. Oradan verim aldığım için engelli mücadelesine dahil olamadım. Yani bu toplumsal sorunun temeliyle ilgileniyordum. Ben yoksul olduğum için işçiydim ve o yüzden engelli oldum. İzmir’den İstanbul’a taşındıktan sonra Engelli Hakları Forumu içinde yer aldım ve iki yıldır da HDP Engelli Komisyon sözcüsü oldum. Ancak bireysel olarak da mücadele ettim. Mesela İzmir’de ortasında demir olmayan, tekerlekli sandalye ile binebileceğim bir tane otobüs vardı. Bazen durakta 3 saat otobüs beklediğim oluyordu. O zaman yola çıkıp otobüslerin önünü kesiyordum. Dilekçeler veriyordum belediyeye erişilebilir otobüsler için. Kavga etmeden hiçbir şey yapamazsınız.
Sol mücadelenin engelli meselesine bakışı nasıl?
Çok eksik, toplum neyse o kadar. Yeni yeni farkına varıyorlar. Misal beni engelli saymıyorlar, o da bir sorun. Ben İzmir’den İstanbul’daki toplantıya gitmek için büyük bir emek harcıyordum. İki kişi beni otobüse taşıyor, sonra İstanbul’da iki kişi indiriyor. Toplantı için yine ikinci kata kucakta çıkıyorum. Deniyor ki herkesin konuşma hakkı 5 dakika. Dedim ki “Benim konuşma hakkım artmalı, buraya gelmek için sizin 10 katınız emek harcıyorum”. Ama bunu kabul ettiremedim. Bunun sorumluları da biziz. Biz engelli hareketini büyütüp görünür kılamıyoruz. Çok dağınık engelli mücadelesi. Engelliler sosyal hayata katılmakta zorlanırken mücadele yürütmek daha da zorlaşıyor. Ancak aşılır tabii ki.
Peki şimdi mecliste yalnızsınız, bu sorumluluk sizi korkutuyor mu?
Benim hesabım mecliste tek olmama çabasıydı. CHP’den Turan Hançerlioğlu’nun da girmesini umuyordum. Çünkü kendisi engelli hareketinden gelen çok deneyimli bir isim. Ancak CHP, onu 10. sıraya koydu ve ayıp etti. Evet bu benim görevim artık. Bunu reddetme hakkım yok. 9 milyon engelli var, aileleri ile birlikte 30-40 milyon eder. Altından kalkılması gereken ciddi bir mücadele ile burun burunayım. Bunu engelli dernekleriyle birlikte yapacağız.
Mecliste neler yapmayı planlıyorsunuz?
İlk hedef engelli dernekleriyle talepler üzerinden ortak bir mücadele programı çıkartacağız. Farklı engel gruplarının farklı sorunları var. Örneğin engelli kadınlar engelliliği en ağır yaşayan kesimdir. Temelde erişilebilirlik, eğitim, istihdam gibi temel sorunların ve taleplerin görünür olmasını sağlayacağız. Çünkü sokağa bakınca hiç engelli yokmuş gibi gözüküyor oysa engelliler sokağa çıkamıyorlar. Ben HDP milletvekili adayı olarak sokağa çıkınca bile toplum engellilik meselesiyle yüzleşti. Devlet de eylemlere müdahale edince tekerlekli sandalyeli ile yüzleşti, ne yapacağını bilemedi. Bu herkes için bir sınav. Engelliliğin normalleşmesi gerekiyor. Çünkü kişi kendinden, aile çocuğundan utanıyor. Bu toplumun kendi yarattığı engellilikle yüzleşmesi gerekiyor. Mavi kapak toplamakla, 2 kuruş para vermekle olmuyor. Ben öğretmenken bir gün pastaneye gittim, yağmur yağmıştı ıslanmıştım. İçeri girdim; garson “dilenciler giremez” dedi. Kafa bu. İşte bunu yıkmak gerekiyor. Doktorun biri bana “öğretmen olamazsın” dememeli. Engelliler yeteneklerinin çok altında işlerde çalıştırılmamalı. Bürokrasinin eğitilmesi lazım. Okullarda engelli ayrımcılığına karşı dersler olmalı. Engelli, sporcu da olur, parti başkanı da, öğretmen de, milletvekili de akademisyen de. Evlenir de çoluk çocuğu da olur. Mecliste çıkıp da sadece “engelli aylığını şu kadar yükselteceğim” diye mücadele etmeyeceğim, engellinin o maaş olmadan yaşayabilmesinin mücadelesini vereceğim.

*Engelsiz Kadın Haber Ağı’ndan Nilay Vardar’ın Musa Piroğlu ile yaptığı röportajdır

İlginizi Çekebilir

Adnan Oktar Örgütünün Finans Ayağı Çözüldü

Polisin tespitine göre,  örgütün aylık kazancının 1 ila 10 milyon dolar arasında değişiyor. Ancak bu rakamın minimum düzeydeki tespit olduğu belirtiliyor. Belirlenen tüm mal varlıklarına el konulan yapının, milyonlarca dolarlık taşınmaz ve değerli eşyaya da sahip olduğu tahmin ediliyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Tema indir